top of page

İki ucu riskli değnek: sınav kaygısı…

  • Yazarın fotoğrafı: atuğçepekmezci
    atuğçepekmezci
  • 23 Oca 2020
  • 2 dakikada okunur


‘Ne kadar çalışırsam çalışayım kendimi hiç bir zaman hazır hissetmiyorum.’

‘Tüm bildiklerimi unuttuğumu düşünüyorum.’

‘Ben zaten bu konuları anlamıyorum.’

‘Deneme sınavlarında çok geriliyorum, elim ayağım birbirine giriyor.’

Sınav kaygısı çocuklukta ve genellikle ergenlikte üniversite sınavlarıyla birlikte görülen ve kişiyi aşağıya çeken, çalışmasını engelleyen ve kısır döngü yaratan bir durum. Günümüz koşullarında öğrenciler birbiri ardına sınavlara maruz kalıyor ve gelecekte yaşayacakları, tercih edecekleri yaşamlar bunlara bağlı. Normal olarak stres yaratan bu durum bazı kişilerde ise daha çok etkilenmeye ve kaygı bozukluğuna neden olabiliyor. Bu duruma dair gözlemler yapmak ve belki sınav kaygısıyla ilgili eğitim verebilmek adına yaşadığım çevrede bir liseyi ziyaret ettim. Sınava girecek öğrencilerin içerisinde sınav kaygısı yaşayanlar olduğunu öğrendim ancak değişik bir bilgi daha edindim. Liseye yeni başlamış birinci ve ikinci sınıfta olan öğrencilerin hiçbir şeyden haberi yoktu!

‘ Çok kaygısızlar, hiçbir şey umurlarında değil’

‘Sınıfta kalacaklar diye çok uyardık, anlamıyorlar!’

Köyün delisi anlam veremedi bu işe, şaşırdı!

Kaygı halinin hiç olmaması

Korku ya da üzüntü duygularının bizim için işleyen ve gerekli duygular olması gibi kaygılanma halinin de işe yarayan bir tarafı var. Tehlikeli olan kısım kaygının çok yoğun yaşanması veya hiç yaşanmaması durumu. Çok yoğun yaşanması sınav gibi bir durumda çalışmayı ve kendine olan inancı engellerken hiç yaşanmaması da kişinin kendine fazla güvenmesine ve gerekleri yerine getirmemesine, daha sonra karşılaşılacak bir başarısızlıkta ise iyice dibe çökmesine neden olabilir. Yani uygun aralıkta ve dozunda kaygı tam olarak beklediğimiz ateşleyici gücü bize sağlayabiliyor.

Öğrenmek için öğretmek

Sınav kaygısı hakkında detaylı araştırma yaparken Feynman Tekniği denen bir şeye rastladım. Hangi konuda olursa olsun dersi anlamanın ya da öğrenilmek istenen bir konunun pratik ve verimli bir şekilde çalışılmasını anlatıyor. Öncelikle Stanford Üniversitesi’nde bir öğrenme uzmanı nasıl çalışılmaması gerektiğine dair beş altın kural anlatmış. Altını çizme tekniğinden ziyade not almanın, zorlanınca öğrenemediğini düşünmek yerine zor olduğunu kabullenerek devam etmenin, sıkıştırmak ve son ana bırakmak yerine uzun süreye yaymanın, zayıf olunan noktalarda geri bildirimlere açık olmanın ve ısrarcı olunması gerektiğinin kanaatinde. Feynman tekniğinde ise bir konuyu öğrenmenin en güzel yolunun o konuyu sanki birine öğretecekmiş gibi anlatmanın ve eksikleri fark ederek bunları tamamlamanın en akılda kalıcı yol olduğu gösteriliyor. Konunun uzmanı olmamıza ve öyle anlatmamıza gerek yok, işin sırrı olabildiğince basite indirgeyip anlatmaya çalışmakta ve konuyla ilgili benzerlikler bulup başka yollarla da açıklamaya çalışmakta.

Kaygı ve heyecan halini gerektiği düzeylerde tutarak ve yeni çalışma teknikleri deneyerek bu işin üstesinden gelebilirsiniz. Belki de gerçekten ihtiyacınız olan şey öğrenmek için öğretmektir!

Bol öğrenmeli ve heyecanlı günlere!

Yorumlar


©2020, Köyün Delisi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page